Çocuk edebiyatı, pedagojik içeriği, dilin yetkinliği, öykünün kurgusu ve estetik yapısıyla bir bütündür. Ancak, pedagojik yaklaşımındaki eksiklik ya da sapmalar yüzünden çocuklarda neden olabileceği kişilik bozuklukları, yalnız çocukluk dönemiyle ya da çocuğun kendisiyle sınırlı kalmayıp topluma da yansıyacağından, çocuk kitaplarının duyarlılıkla ele alınması gerektiğini düşünüyorum.

Kişisel görüşüme göre, çocuk kitaplarındaki hatalı pedagojik yaklaşımların içinde en tehlikelisi, zaten insanın doğasında var olan şiddet dürtüsünü çok erken yaşta doğallaştıran, kanıksatan ve körükleyen görsel ve yazılı anlatımlardır.

‘Şiddet’ derken, ölüm, cinayet, kavga gibi olguların kendisinden değil, çocuğa aktarılış biçiminden söz ediyorum. Bir metinde, ölmek üzereyken yaşanan korkunun betimlenmesi, ölümcül yara alındığı andaki vücut reflekslerinin anlatımı, vurulmanın ardından can çekişmenin inceden inceye aktarılması, parçalanan uzuvlarının nerelere fırladığının gözler önüne serilmesi, akan kanların nereleri nasıl boyadığının uzun uzun açıklanması, çocuk okurun yüreğinde “vuruldu, öldü” anlatımıyla aynı sıradan etkiyi yaratabilir mi?
Bu tür metinleri yazmaktan hoşlananlar, neden seçebilme özgürlüğüne sahip olan yetişkinler için eser vermek yerine ille çocuklara yazmak isterler, bunu hiç anlayamıyorum. O çocuklar ki, okumak istemedikleri bir kitapla karşılaştıklarında bile seçim hakları yoktur. Yetişkinler ille de “önce evdeki kitabı bitir, sonra başka kitap,” diye dayatırlar. Bir anne kimliğiyle şunu itiraf etmek isterim: şiddetin hissedilerek ve hissettirilerek başarıyla anlatılmasının edebiyat olup olmadığı, bunu anlatırken kullanılan dilin mükemmelliği ya da anlatımın ustalığı beni hiç mi hiç ilgilendirmiyor.
Bir anne olarak beni ilgilendiren, yazının edebi niteliğinin ölçüsü değil, içeriğinin çocukların ruhsal dengesini bozacak dürtüleri ateşleyip ateşlemediğidir. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastahanesi Başhekimi Doç. Dr. Arif Verimli, sanal şiddet üzerine görüşlerini sunduğu bir yazıda (1), şiddet içeren yayımların, çocukların dünyayı tanımaları ve kendi gelişimleri açısından yararlı olduğu iddiasını, şöyle yanıtlıyor: “İnsanlıkta amaç saldırganlığı köreltmektir. Bizler onu köreltmeye çalışırken, ne yazık ki birileri para kazanmak için onu canlı tutmaktadır.” Arif Verimli, sanal şiddet ortamlarının, kişilerin içindeki saldırganlığı boşaltmaları için yararlı olduğu görüşünü de şöyle yanıtlıyor: “Buna katılmak mümkün değil. Çünkü saldırganlık boşalan, tükenen bir şey değil, hayat boyu varlığını sürdüren bir güdüdür.

“Agresif alışkanlıklar yaşamın erken dönemlerinde öğrenilmiş gibi görünmektedir ve bir kez yerleştiklerinde, değişime dirençli ve ciddi yetişkin antisosyal davranışlara yol açarlar.”

Douglas A. Gentıle

Saldırganlık her alanda, her durumda ve sürekli üretilebilen bir dürtüdür. Aksi, üç kez cinsel ilişki kurmakla kişinin cinsel potansiyalinin sona ermesi gibi bir durum olur. Yani bu tür ortamlar saldırganlığı köreltmez, aksine körükler.” Anlaşılan, bizler gerek anne-baba kimliğimizle, gerek öğretmen ya da eğitimci kimliğimizle, gerekse toplumu geliştirmeye çalışan yapıcı ve yaratıcı kimliğimizle çocuklarımızdaki bu güdüyü köreltmeye çalışırken, bazı kişiler, kişisel kazançları için şiddet dürtüsünü körüklüyor. Üstelik çeşitli nedenler ileri sürerek kendilerini haklı gösterebiliyorlar ki, dozu da giderek arttırabiliyorlar...
Çocuk okurlar, ruhsal sağlıklarına zarar verecek, ilerde kişilik bozukluğu yaratacak olumsuz kavramları ayırdedecek ve cözümleyebilecek deneyimde değildir, olması da beklenemez. Zaten bu nedenle değil mi, çocuklarımızı doğar doğmaz kendi ayakları üzerinde yaşamayı öğrenmesi için doğaya salmak yerine, eğitim sürecini tamamlayana kadar aile düzeni içinde sevgiyle, özenle büyütmemiz? Örnekler: Çocuklarımız, bilmediklerini kitaplardan öğrenirken, hatalı pedagojik yaklaşımları, kural dışı dilbilgisi kullanımını, sanat ve estetik yoksunluğunu “doğru” diye algılayarak, kişiliğine ve yaşamına kolayca yansıtabilir. Bu gerçeği gözardı ederek, çocuk edebiyatında ticari amaçlarla özensiz yayınlara kucak açmak, yalnızca çocuğa değil, dolaylı olarak da topluma da zarar verir.