En Yeni Kitaplarım

cok-uslu_yaramazlar-1
cok_uslu_yaramazlar_2
koku_delisi-3
miymiy-teyze-5a
miymiy_teyze-3a
miymiy_teyze-4a
renk_delisi-2
ses-delisi
sozvermistinanne
sozvermistinbaba
tak_tak_tak-sans_geldi

Anadili Dergisi - 2000 - Sayfa: 2

Article Index
Anadili Dergisi - 2000
Sayfa: 2
Sayfa: 3
Sayfa: 4
Sayfa: 5
All Pages

 

“Keloğlan” “Action Man”e direnebilir mi?

Dilerim direnemez! Keloğlan masallarıyla çocuklarımıza anlatılan kavramların üzerinde biraz düşünecek olursanız, neden böyle söylediğimi anlayabilirsiniz!

Burada, birçok Keloğlan masalından herhangi bir tanesini örnek olarak almak istiyorum: Keloğlan ile Kargası adlı masalda Keloğlan, geceyi geçirmek için kapısını çaldığı ve konuk olduğu evi soyup soğana çevirir ve kaçar.  Sonra yolda rastladığı çobanı kandırıp giysilerini ve sürüsünü alır.  Köylüler, evlerini soyan Keloğlan’ı aramak üzere peşine düşerler. Çobanı Keloğlan’ın giysileriyle görünce, onu Keloğlan sanırlar ve dereye atarak öldürürler. Ama Keloğlan’ı ertesi sabah sürüsüyle birlikte köyde görünce şaşıp kalırlar. Keloğlan, sürüyü derede bulduğunu anlatarak köy halkını kandırır ve zengin olmak için onlara da dereye atlamalarını öğütler. Köylüler derede boğulup gidince Keloğlan arkalarından güler ve böylece, masalın sonunda sürü sahibi ağa olur. Birçok Keloğlan masalında olduğu gibi, bu masalda da, "kurnazlık" bir erdem gibi sunulur çocuklara... "Akıl" ile aynı kefeye konur. Yeterince kurnaz olamayanlara, “akılsız” gözüyle bakılır. İçinde sahtekarlığı, artniyeti, kötülüğü barındıran "kurnazlık", çocuklarımıza özendilir. Üstelik dikkat edin, Keloğlan kurnazlığını yalnızca hırsızlık, dolandırıcılık ya da yalancılıkta değil, adam öldürmekte de kullanarak, mutlu sona ulaşır.(3)

Bence Action Man, çocukların belleğine yerleştirilen bu kavramların karanlığı yanında, sabah esintisiyle uçuşan renkli bir bahar kelebeği gibi kalır.
Adil olmam gerekirse, ne masallar iyidir, çizgi filmler kötüdür diyebilirim ne de aksini savunabilirim. Çünkü her iki cephede de, iyiler ve kötüler var. Bunların ayıklanması gerek, o kadar!

Gerçek dünyadan, günümüz koşullarından tamamen kopuk, günümüz çocuklarının neredeyse hiç görmedikleri ve tanımadıkları yaratıklarla dolu olan masallar...

Masallardaki Anka Kuşu, tek gözlü canavar ve yedi başlı ejderhadan ya da devler, perilerden söz ediliyorsa eğer, bence masalları ilginç kılan zaten onların gerçek dışı yaratıklar olmasıdır. Bu yaratıklar ürkütücü olmadığı, vahşet sunmadığı sürece, masallarda yer alması, masalı eğlenceli hale getiren, kurguya sürpriz katan öğelerdir. Masalı masal kılan onların varlığıdır. Hayatı kolaylaştıran, olanaksızı olanaklı hale getiren sevinçlerdir onlar; hayatın güçlükleri karşısında direnebileceğimizi ve en zor durumda bile bir çıkar yol bulabileceğimizin umudunu yansıtan ışıklardır. 

Önemli olan, bu gerçek dışı öğelerin nasıl kullanıldığı, çocuklara nasıl aktarıldığı...
Bırakın gerçek dışı yaratıkları, tanıdığımız, bildiğimiz gerçek canlıların bile masal örtüsünde nasıl anlatıldığı çok büyük önem taşır. Dünyanın doğasında şiddet de var, vahşet de, bu doğrudur. Kurt kuzuyu elbette yiyecektir, arslan da geyiği. Bunu çocuklarımızdan gizleyecek değiliz. Ancak, bunu masallarda çocuklarımıza nasıl aktarıyoruz, işte önemli olan budur. Çünkü asıl korkutucu olan ve çocukların yüreklerinde yıllarca unutamayacakları izler bırakan, bu sahnelerdir.

Masallarda hayvanlar, insan gibi gülerler, konuşurlar, düşünürler. Hayvanlara insan özelliği verilmekle kalmayıp, bu hayvanlara “teyze” “amca” “kardeş” gibi insan sıfatları da eklenir. Böylece, zaten hayvanları gerçek dünyada da kendisine çok yakın bulan ve onları seven çocukların, bu masalları dinlerken bu hayvanlarla kolayca özdeşleşebilmesi sağlanır.

Ardından, masaldaki tilki,"Kurdun bacağını kırsınlar, eklemlerini çıkarsınlar ve hayvanlar kralına yedirsinler," dediğinde, ya da "Kaplan kurdun üzerine atladı ve arka bacağını kırdı. Kurttan oluk oluk kan akmaya başladı. Bacakları tamamen kızıla boyandı ve acı bir ulumayla hayvanların yanından uzaklaştı,"  "Tilkiyi lokma lokma parçalamış, sonra da dokuz köyün ardında kaybolup gitmiş," "Avcı tilkiye tüfeğiyle ateş etmiş, tam ağzından vurup öldürmüş," diye okuduğumuzda, bu şiddet tanımlamalarının masalı dinleyen çocukların üzerinde  nasıl bir iz bırakacağını ve bunun ağır sonuçlarını, gözardı etmiş olmuyor muyuz? (4)

Günümüz koşullarına uyarlanmış masallar: (Geleneksel masalların günümüze uyarlanması)

Pertev Naili Boratav, Türk masalı üzerine yaptığı araştırma yazısında, zaten masalların çağdan çağa şekil değiştirdiğini söylüyor: “... masal kitapları, bir tek yazarın, veya bir tek ‘derleyici’nin belli bir tarihte meydana getirdiği, hiç değişmeden oldukları gibi kalmış, bir dilden öbürüne geçerken yazarın kişiliğine saygı gösterilerek değiştirilmeden çevrilmiş eserler değildir.”  diyor. Zaman, yer ve dil değiştikçe masalların da değiştiği, her yeni ‘derleyici ve düzenleyici’nin kendi zevkine ve çevresinin zevklerine göre yeni hikâyeler yaratıldığı ifade ediliyor. (5)

Ben, masalların doğduğu günden bu yana sürekli şekil değiştirmiş olmasına bir şey demiyorum ama itirazım, bu tür masallar üzerinde küçük oynamalar yaparak, yani mum yerine gaz lambası, inek yerine kuzu, papatya yerine menekşe tarzından özü değiştirmeyen ayrıntılarda değişiklik yaparak, masalın artık “özgün” bir masal olduğuna kendisini de inandıran ve kitabın üzerine adını “yazar” olarak yazdıranlara... Örnek isterseniz, piyasada inanamayacağınız kadar çok var! “Derleyici” “uyarlayıcı” ya da “hazırlayan” olmak, “yazar” olmaktan daha önemsiz değildir ki! Gerçek bir yazar, başarılı bir derleyiciliğin, uyarlayıcılığın, hazırlayıcılığın ya da çevirinin önemini kavrayan ve bu konuda özveriyle çalışanlara şapka çıkarabilen kişidir!

Yüzyıllar önce sözlü olarak anlatılmaya başlanmış olan bir masalı, bazı ufak değişiklikler,  ya da birkaç yeni yorumla karşınızda bulduğunuzda, eğer masalın orijinalini bilmiyorsanız ve kaynağa dair kitapta hiçbir ipucu verilmemişse, bu masalın eski mi yeni mi olduğunu ayırdedemez hale geliyorsunuz. Geleneksel masalları sahiplenip yok etmeye yönelik bu tür yaklaşımlara izin verilmemesi ve aracı da olunmaması gerektiğini düşünüyorum.

 

Geleneksel (klâsik) masallar, tarihten günümüze bir birikim ve aktarımın sonucu olarak ulaşmıştır. Geleneksel masalların yapısal ve biçimsel özelliklerine dayandırılarak yazılan, bir anlamda yapay “çağdaş masallar” aynı bakış açısıyla değerlendirilebilir mi?

Asla! Değerlendirilmemeli. Bu, her iki tarafa da haksızlık olur!

Bugünün değerleriyle yazılmış olan masallar, gerçekten çocuklar gözetilerek yazılmış olan masallardır. Başarılı olup olmadığının değerlendirmesi ayrıdır, ancak çocuklar için yazıldığı kesindir.

Geleneksel ya da klâsik olarak tanımlanan ve dilden dile çağdan çağa aktarılarak, yazılı edebiyatın olmadığı dönemlerden günümüze kadar taşınan masalların edebiyat tarihinde yeri, hiç kuşkusuz çok önemlidir. Masallar, yüzyıllarca yaşamış yaşlı bir ağaç gibidir; gövdesindeki halkalar, geçmişe ait çok şeyi söyler. Ancak, günümüz değerleri içinde masallara tekrar baktığımızda, şaşırtıcı bir durumla karşı karşıya kalıyoruz.  Halkın ağızdan ağıza yaydığı bu masalların - hele o çağlarda çocukların bir birey olarak asla önemsenmediği de düşünülürse - çocuklar için değil, büyükler için anlatıldığı bir gerçektir. Bu yüzden birçoğunun ortaya koyduğu kavramlar, bugünün çocuk gerçeğine çok aykırıdır.
Nedense, uzunca yıllardır bu gerçek gözardı ediliyor.

İngiliz Dili ve Edebiyatı Profesörü J.R.R. Tolkien, özellikle Avrupa kaynaklı masalları araştırdığı "Peri Masalları Üzerine" adlı kitabında, "Aslında çocuklarla peri masalları arasında bir bağ kurulması evcil tarihimizin bir kazasıdır,”  diyor. Peri masallarının, aslında yetişkinler istemediği için ve yanlış kullanılmasına aldırmadığı için modern okur yazar dünyada, tıpkı külüstür ya da eski moda eşyaların oyun odasına atılması gibi, çocuklara ‘ninni’ olmaya terk edildiğini ileri sürüyor. (6)

Belki bu görüş masalların tümü için ele alındığında, ağır bir eleştiri olarak görülebilir, çünkü aralarında bugünün çocuğuna çok yakın masallar da var. Ancak pedagojik hiçbir değer gözetilmeksizin çocuk kitabına dönüştürülmüş, birçoğu savaş toplumlarının “öldür, malını gasp et, mutlu ol” mantığını günümüz çocuğuna aktaran masallar için, çocukların psikolojik sağlıkları yerinde birer birey olarak yetişmesi konusuna yüzelsey değil, yürekten değer veren bir yazar olarak ben, çok daha ağırını söyleyebilirim!

Klâsik masallarda şiddet ve çocukların duygu dünyalarında olumsuz etkiler yapabilecek öğeler...

Önce, biz yetişkinlerin farkına bile varmadığımız, ancak çok küçük yaştaki çocuklar için yarardan çok zarar veren ve duygu dünyalarında olumsuz izler bırakan, hepimizin çok iyi bildiği bir masaldan söz edeyim:  Kırmızı Şapkalı Kız. Bir yetişkinin ağzından canlı bir örnek:"Yeğenim bu masalı çok seviyor ve her seferinde bana ille de bu masalı okutuyor. Ama, kurdun tam da 'Anneanne, senin ağzın neden o kadar kocaman...’ dediği satırlara gelince, üzerime atlayıp ağzımı eliyle kapatıyor, 'Tamam hala tamam, gerisini okuma!' diye ağlamaya başlıyor."  Yeğeninin bu garip davranışına bir türlü anlam veremeyen hala, masalı tekrar tekrar okutan ısrarcı yeğeninin duygularını, “masalı çok sevdiği” şeklinde yorumluyor. Oysa küçük kız, masalın sonunun değişmesi umudunu ısrarla koruyor olmalı ki, tekrar tekrar okutuyor; ama ne yazık ki masal hep aynı!



Aytül Akal

© Copyright 2011. Aytül AKAL

Tüm Hakları Saklıdır.

All rights reserved

 

aytulakal.com, bağımsız, kişisel web sitesidir. Bu sitenin içeriği, yazılı izin alınmadıkça hiç bir şekilde kullanılamaz.

 

 

Yabancı Yayıncılarım

Not: Amazon.com yurtdışında yayımlanan kitaplar için kaynak olarak kullanılabilir.