En Yeni Kitaplarım

cok-uslu_yaramazlar-1
cok_uslu_yaramazlar_2
koku_delisi-3
miymiy-teyze-5a
miymiy_teyze-3a
miymiy_teyze-4a
renk_delisi-2
ses-delisi
sozvermistinanne
sozvermistinbaba
tak_tak_tak-sans_geldi

Ankara Kültür ve Sanat Rehberi - 2000 - Sayfa: 3

Article Index
Ankara Kültür ve Sanat Rehberi - 2000
Sayfa: 2
Sayfa: 3
Sayfa: 4
Sayfa: 5
All Pages

 

Okurlarınıza kuvvetli bir enerji aktarımı amaçlıyor gibisiniz. Kozalarından sıyrılmalarının, kabuklarını kırmanın sanıldığı kadar olanaksız olmadığını göstermek istiyorsunuz, Ve yaşamın bir dilimi ellerinden kaymış kahramanları anlatıyorken; çaresizliği, güçsüzlüğü değil, yine de gücü şırınga etmeye çabalıyorsunuz. Yanılıyor muyum?

Bu açıklamanızdan çok hoşlandım: “Okurlarınıza kuvvetli bir enerji aktarımı amaçlıyor gibisiniz”. Gerçekten çok güzel bir ifade. Benim kimliğimi vurguluyor biraz da...

İnsanları canlandırmayı, yüreklendirmeyi severim. Küçüklüğümden beri belirgin bir özelliğim bu ama geçmişte bunu sözcüklere dökemezdim, çünkü tanımlamasını ben de bilmiyordum. Daha sonra, bunun gerçekten de bir enerji akımı gibi, insandan insana geçen bir güç olduğunu fark ettim. Okulda öğretmenlerim beni tanımlarken, “enthusiastic” sözcüğünü kullanırlardı. Yani “coşkulu, şevkli”. Herkesin bir fanatizmi vardır kuşkusuz. Benimki, insan coşkusudur. Sizin enerji dediğiniz bu duyguyu ben başkalarına da aktararak, suskunluğa gömülmüş yaratıcılığın canlanmasını sağlamayı  severim.

Zaman zaman benim de bataklığa gömüldüğüm, giderek derinlere çekildiğim ve bundan yakınacak gücü bile bulamadığım zamanlar oluyor elbette. Böyle dönemlerde de bana enerji aktaran, yaratıcılığımı kışkırtan, unutmakta olduğum sevinçleri yeniden arama gücünü veren yakın arkadaşlarım vardır.

Eğer arkadaşlar birbirine içlerindeki coşkuyu aktaramaz ya da aktarmak için çaba bile sarfetmezlerse, bu nasıl bir arkadaşlık sayılabilir acaba?

Kitabımı yayımladıktan beri artık okurlarım da, arkadaşlarım oldu. Onlarla, üç yıl boyunca her ânımı kurgulayarak, yazarak ve düzelterek geçirdiğim, şimdi bile her satırını neredeyse ezbere bilip her öyküsünü yüreğimde taşıdığım bir kitabın coşkusunu paylaştım, paylaşıyorum. Onlarda kitabın izi kaldıysa ve bu onların yaşamlarına olumlu bir yansıma yapıyorsa, onlara da coşkumu, enerjimi aktarabilmişim demek... Buna çok sevinirim.

Kahramanların özgürleşmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Eğer insan kendi içinde kendini özgür hissedemiyorsa ve zaten hapiste gibi yaşıyorsa, üstelik bunun farkında bile değilse, o insanın özgür olduğunu söylemek, yalnızca dış kalıplarla ilgili şekilsel bir anlatımdır, o kadar.

Öykülerimin kahramanları hepsi görünürde özgür insanlardı. Rahatça dolaşabilir, seyahatlere çıkabilir, çalışabilir, doğurabilir, aşık olabilir... Ama yine de kendilerini özgür hissetmedikleri bir şeyler vardı; bunu anlamak, bunu çözmek içindi çabaları.  Dış dünyada özgür olduğunu sanıp iç dünyada özgür olamayan, gerçekten özgür sayılabilir mi? Değildir, ancak bunu fark etmesi yıllarını alabilir. O arada, iç dünyadaki küçücük, daracık bir zindanda birikenlerin, bir gün patlamayla dış dünyaya zarar vermesi de olası.

Kahramanlarım aslında dış dünyada özgür gibi görünüyor ama iç dünyalarında bir zindanda oldukları için, bu tutsaklık tüm yaşamlarına yansıyor. Oysa iç dünyalarını özgürleştirebildikleri an, dış düzen artık onları eskisi gibi etkilemiyor. Evet, dış düzen yine eski dış düzen ama iç dünyasında özgür olanla, iç dünyasında özgür olmayanın, dış dünyanın özgürlüğünü algılaması farklı oluyor.

Kahramanlarım hep dış düzene uymak üzere eğitilmiş, topluma uyum sağlayabilen sıradan bireyler. İç dünyalarındaki özgürlüğün ne denli önemli olduğu konusunda hiç uyarılmamışlar, hatta aksine, bunun önemsizliği, törpülenip yok edilmesi doğrultusunda eğitilmişler.

Ancak iç dünyayı yok edemiyorsunuz. Bir zindanda da olsa, bir şeyler birikiyor sonuçta. Ve işte o birikenleri fark ettiğinizde zindan kapılarını açabiliyorsanız eğer, özgürlüğe kavuşabilirsiniz. O zaman, dış dünyanın kurulu düzenine ait garip kuralları sizi güldürebilir ancak, onlara uymak o kadar da zor ve ağır gelmez insana.

Zor olan, iç dünyada tutsak olmak.

Okurlara, dış dünyada ne tür şartlar yaşıyor olurlarsa olsunlar, bunun o kadar da önemli olmadığını, aslolanın insanın iç dünyasında kendi kendine ördüğü kozanın kırılması olduğunu, bunun da o kadar zor olmadığını iletmek istedim. “Yaşamın hangi dilimi ellerinden kaymış” olursa olsun, iç yolculuklarına her an başlayabilecekleri konusunda umut verdim. İç dünyalarında özgürleşen kahramanlarım, yine aynı dünyada yaşayacaklar, onları başka bir dünyaya gönderemem. Bu nedenle, daha önceki yaşamlarında ne yapıyorlarsa, aynı şeyleri yapacaklar. Aradaki fark, ağız tadı ve iç huzuruyla yenen bir yemeğin ağızda ve bellekte bıraktığı lezzetle, aynı yemeğin  karmaşa ve çatışma içinde yendiğinde mideyi ekşitmesi ya da mideye oturması arasındaki fark kadar çok büyüktür.



Aytül Akal

© Copyright 2011. Aytül AKAL

Tüm Hakları Saklıdır.

All rights reserved

 

aytulakal.com, bağımsız, kişisel web sitesidir. Bu sitenin içeriği, yazılı izin alınmadıkça hiç bir şekilde kullanılamaz.

 

 

Yabancı Yayıncılarım

Not: Amazon.com yurtdışında yayımlanan kitaplar için kaynak olarak kullanılabilir.