En Yeni Kitaplarım

cok-uslu_yaramazlar-1
cok_uslu_yaramazlar_2
koku_delisi-3
miymiy-teyze-5a
miymiy_teyze-3a
miymiy_teyze-4a
renk_delisi-2
ses-delisi
sozvermistinanne
sozvermistinbaba
tak_tak_tak-sans_geldi

Çocuk ve Aile Dergisi 2001 - Sayfa: 2

Article Index
Çocuk ve Aile Dergisi 2001
Sayfa: 2
Sayfa: 3
Sayfa: 4
All Pages

 

Okuyucu kitleniz hakkında ne tür gözlemleriniz var? Nasıl geribildirimler alıyorsunuz?

         Yaptığım işin en sevdiğim yanı bu. Kitaplarınızı okuyan insanlardan, en olmadık bir yerde bile bir geribildirim almanız mümkün. Hiç ummadığınız bir anda karşınıza çıkıyorlar ve kitaplarınızı okuduklarını söylüyorlar, teşekkürlerini iletiyorlar.

         Bir yuva müdürü arayıp, “Fasulye Motorlu Uçan Daire” adlı masal kitabının öğrencileri üzerinde mucizevi bir etkisi olduğunu ve o günü kadar yemek yemeyen çocukların bile artık sorun çıkarmadığını söylemişti. Bir keresinde de, İzmir’den bir okuldan aradılar teşekkür için. Anne babasının yatağında uyumaya alışmış olan bir birinci sınıf öğrencisi, “Büyük Yatakta Kim Yatacak” adlı masalı okuduktan sonra, kendi yatağında yatmaya başlamış. “Bütün Oyuncaklar Benim” adlı kitabı okuduktan sonra, başkalarının eşyalarını almamayı öğrenenler mi, “Dağınık Çocuk” masalından sonra odasını toplamaya başlayanlar mı, “Terlikleri Kim Giyecek” masalından sonra evde terliklerini arayan çocuklar mı... Bunlar beni çok eğlendiriyor. Bu tür geriduyumları aldığımda, bu dünyada neden olduğuma ve görevimin ne olduğunu bildiğime olan inancım artıyor. 

         Her gün birçok mektup alıyorum. Dosyalar dolusu arşiv oluşturdum. Hiç bir mektubu, faksı, elektronik postayı yanıtsız bırakmıyorum. Bazen dosyada ayrı bölümler açıyorum benimle sürekli mektuplaşan okurlarım için. Günde 4-5 saatimi bunlar alıyor desem abartmış olmam.

         Birçoğu da, yazar olduğumu bilmeden, yalnızca benimle dertleşmek ya da duygularını iletmek için yazıyorlar. Cumhuriyet’in Perşembe günleri çıkan Kitap Eki’nde ‘Çocuklar İçin Kitaplar’ sayfasının postasından söz ediyorum. Ben yazar olduğumu söyleyip ürkütmeden, yazınsal kimliğimi hissettirmeden, bir arkadaş gibi içtenlikle yazışıyorum onlarla. Bazen kaç yaşında olduğumu merak edip soruyorlar, kendimi tarif etmemi istiyorlar, çocuklarım olduğunu duyunca şaşırıyorlar...

         Ben ise, yanıt verdiğim her çocukta bir ışık yaktığımı düşünerek, tarifsiz bir mutluluk yaşıyorum. Raslantısal olarak gerçekleşmesi umulan bir dileği diler gibi değil, bilinçli olarak onlarda olumlu bir iz bırakmaya, yaşama dair, özgüvenlerine sahiplenmeye dair, yol gösterici olmaya çalışarak...

         Bir de, bana yazan öğretmenler ve anne-babalar var. Onları da yanıtsız bırakmam. Kimi yazar olduğumu bilir, kimi bilmez. Yaşamdan, edebiyattan, en çok da çocuklardan söz ederek yazışırız.

         Buna bayılıyorum. Ama sonunda mektuplaşma bütün zamanımı alacak olursa... Bu kez zamansızlıktan bayılıp kalmam işten değil! Hem işte, hem evde, zamanıma giderek yayılan mor çiçekli bir sarmaşık gibi hayatımda çocuk edebiyatı...

Sizce bugünün çocuğunun dünyasında kitabın yeri nedir, ne olmalıdır?

         Çocukları “kitap oku” diyerek sıkboğaz etmeyi doğru bulmuyorum. Bilgisayar oyunları, televizyon... Spor, sinema, arkadaş sohbetleri, sinema... Hangi birini seçmesi gerektiğini şaşırtacak kadar çok uyaran var çocukların çevrelerinde. Bir yanda da boğazlarına kadar derse gömülmüş durumdalar. Kitapla, sayısız seçeneğe bir seçenek daha eklenmiş oluyor ve okumaya bir türlü sıra gelmedikçe de, üzerindeki baskıya bir de suçluluk duygusu eklenip çocuğu iyice eziyor.

         Çocuk, bir yaşam biçimi olarak ele almadıkça ve kendi bilinçli seçimiyle önceliği tanımadıkça, kitabı hayatında bir baskı unsuru olarak görmekten kurtulamayacaktır. Biz yetişkinlerin başarması gereken şey, kitabın önemini çocuğun kendisinin kavramasını ve kendi seçimiyle kitabı hayatına almasını sağlamaktır.

         Siz bunu sormamıştınız aslında ama ben birden bu noktaya geldim. Şimdi tam da burada, “Peki çocuğun kitabı bir yaşam biçimi olarak ele almasını nasıl sağlayacağız?” diye sormanız gerekiyor haklı olarak; ben ise bu durumda çocuk eğitiminin labirentlerine dalıverip kaybolacağım.

         Bu sorunun sonuca en kestirme ulaştıracak tek formüllük yanıtı, ancak yine ‘kitaplar’ olabilir. Çocuğa edebiyatın zengin renklerini açan, estetik değerler kazandıran, ona kitabın hayatının bir parçası olduğunu, onlarsız yapamayacağını hissettiren kitaplar... Benim de yaptığım bu. Çocuklara okumayı sevdirecek kitaplar hazırlıyorum. Önemli olan, böyle kitaplarla çocukları karşı karşıya getirebilmek. Sonrası artık çocuğun kendi seçimi...

         Bu konuya eğer ilerde yer ayırırsanız, daha geniş bir perspektivden ele alabileceğimizi vaadederek, ben asıl sorunuza dönmek istiyorum.

         Bilgisayarından televizyonuna, bunca çok yönlü seçenek dolu bir ortamda, kitabın yeri ne olabilir diye anne-babalar için için kuşku duyuyor olabilir. Hatta inanın, bazı öğretmenler bile bundan kuşku duyuyordur.

         Oysa edebiyat, sanatın can damardır. Şiirler, romanlar, öyküler, masallar... Bunları öğrenme yöntemlerinin içine karıştırıp bir şurup gibi çocuklara sunduğunuzda, onları hayata hazırlanmada en gerekli, en güçlü yeteneklerle kolayca donatmış olursunuz: İlham, hayal gücü ve yaratıcılık!      Bence edebiyat, insanlık tarihinin her birey için tekrar tekrar yinelenen en önemli keşfi için gerekli en kestirme yoldur. Bu keşfin ne olduğunu soracak olursanız... Bu, insanın ‘kendini’ keşfidir. Bu keşif gerçekleşmeden, başarıya ve mutluluğa ulaşmak olası değildir. 

Peki, kendilerine ait bir kütüphanenin?..

         Ben bu soruya şaşırdım, çünkü nasıl ki bir çocuğun elbise dolabı vardır ve dolabında elbiselerinin olması çok doğaldır, kitaplığının olması ve orada da  kitaplarının bulunması doğaldır diye düşünüyordum. Ama haklısınız... Kitabı olmayanın kitaplığı da olmaz. Ya da yalnızca birkaç kitabı olanın, kitaplığa, kütüphaneye ihtiyacı yoktur.  

         Eğer, kendisini gecikmeden keşfederek topluma etkin olarak katılmasına olanak vermek istiyorsak, çocuğumuza duvarda bir raflık olsun bir yer yapmamız elbette şart. Zor da değil, alt tarafı dümdüz bir tahta, iki beton çivisi! Ve elbette, ‘herhangi kitap’ değil, ‘severek okuyacağı’ kitaplar...

         Çocuk, kendine ait bir kitaplığı olduğunu bilirse, onun değerini de bilir. Fethiye’de bir ilköğretim okulundan yazan 13 yaşındaki bir mektup arkadaşım, kendisine kitaplık almak için çocuk bakarak para kazandığını yazmıştı. Sonra kitaplığını alınca, onu nasıl temizlediğini, kitaplarını öpüp okşayarak raflara dizdiğini anlattı. Sevinci satırlarından öylesine yansıyordu ki, bir kitaplığın bir çocuğun hayatına nasıl bir ışık saçtığını rahatça hissedebilirdiniz.

         Anne ve babalar bu ışığı yakmakta gecikmemeliler!



Aytül Akal

© Copyright 2011. Aytül AKAL

Tüm Hakları Saklıdır.

All rights reserved

 

aytulakal.com, bağımsız, kişisel web sitesidir. Bu sitenin içeriği, yazılı izin alınmadıkça hiç bir şekilde kullanılamaz.

 

 

Yabancı Yayıncılarım

Not: Amazon.com yurtdışında yayımlanan kitaplar için kaynak olarak kullanılabilir.