En Yeni Kitaplarım

cok-uslu_yaramazlar-1
cok_uslu_yaramazlar_2
koku_delisi-3
miymiy-teyze-5a
miymiy_teyze-3a
miymiy_teyze-4a
renk_delisi-2
ses-delisi
sozvermistinanne
sozvermistinbaba
tak_tak_tak-sans_geldi

Anadili Dil Kültürü ve Eğitimi Dergisi - 2003 - Sayfa: 2

Article Index
Anadili Dil Kültürü ve Eğitimi Dergisi - 2003
Sayfa: 2
Sayfa: 3
Sayfa: 4
All Pages

 

İkinci neden ise, okuru korkutarak sinsice ele almak ve böylece metanın satışını pompalamaktır. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastahanesi Başhekimi Doç. Dr. Arif Verimli, “İnsanlıkta amaç saldırganlığı köreltmektir. Bizler onu köreltmeye çalışırken, ne yazık ki birileri para kazanmak için onu canlı tutmaktadır.” diyerek, bu alanda rant yapmaktan başka bir şey düşünmeyen ticari kuruluşlara gönderme yapıyor.  (5)

Dilidüzgün, “Çoğu masalda şiddet ögesi veya korku verici ögelerin olduğu bir gerçektir.” diyor. “Aslında bunların olumlu/olumsuz olmasını sunuluş biçimleri belirler.”  (6)

Okurun/dinleyicinin, masallarda, nasıl kontrol altına alacağını bilemediği, kendi içindeki garip, denetimsiz, vahşi duygularla özdeşleşen bir karakterle karşılaşmasının, yalnız olmadığını, başkalarının da onun kadar ya da daha da fazla kötü olabileceğini anlaması, böylece kendisinden nefret etmemesi gerektiğini kabullenebilmesi açısından yararlı olabileceği düşünülebilir. Ancak burada yazar, duyarlılığıyla devreye girebilmeli, kötülüğün nasıl denetlenebileceğinin ipuçlarını da sunarak, okuru, ya da dinleyeni, kendi iç denetimini kurmaya yönlendirebilecek aydınlatıcılıkta ve yol göstericilikte olabilmelidir.

Eğer kişisel fikrimi soruyorsanız, çocuklara bir öykü, bir masal yazmak için milyonlarca konu olduğunu düşünüyorum. Yaşamın her anı yeni öykülerle doludur. Yazarken beni mutlu kılacak, okurken çocuklara yaşamın sırlarını sezinlettirecek bunca masal konusu varken, şiddeti işlemek için bir dakikamı vermeye bile bir neden bulamıyorum. Belki de sorun, kendi iç dünyamdaki kötülük ve şiddetin yönetimini çoktan ele geçirmiş olmamdandır...

3. Okul öncesi çocuklar için özel bir dil kullanılmalı mıdır? Bu bağlamda bir çocuk yazınından söz edilebilir mi? Evetse, bu durumda üretilen ürünün yazınsallığından söz edilebilir mi? Bir başka deyişle, masal yazarı ile herhangi bir ürünü tanıtan kullanım kılavuzu yazarı arasındaki fark nedir?

Kucağına ilk kez aldığı bebeğiyle, “Yarın bizim dişli makinelerinin alımı için bankadan akreditif açmam gerekecek, acaba hangi bankadan açsam?”,  “Yemeğin tuzu fazla kaçtı, içine patates koydum; bak bakalım tadı iyi oldu mu?”  ya da “Senedin vadesi geçmiş, iş yerini icraya vermişler. Birazdan avukatla görüşmeye gideceğim.” türünden muhabbet yapan bir yetişkin duydunuz mu?

Yetişkinler için yazılmış bir kitabı okumaya çabalayacak her çocuk okur, geleceğin yitik okurudur aslında. Hatta bırakın çocukları, yetişkin halimle ben bugün, dilime ve algı sınırlarıma sığmayan, benim çok uzağımdaki bir kitabı okumaya kalkışırsam, sıkıntıdan patlamak  ya da anlamamak bir yana, güven yitimine uğrayıp uzun süre elime bir kitap almaktan korkabilirim.

Çocukların gelişim sürecinde adım adım dağırcıklarına biriktirdikleri sözcükleri kapsayan ve giderek sözcük ve algı alanını genişleterek çocukları yetişkin kitaplarına taşıyan bir yazın ortaya koyabilmek, yaş kaygısı ve algılama düzeyi hiç düşünülmeden alabildiğine özgürce yazılan yetişkin yazınından çok daha zordur, ancak çocuk kitabı yazarlarının işlevi de zaten budur.

Öte yanda, özellikle “okulöncesi” için yazılan kitapların yazınsallığı üzerinde hep tartışılır. Doğrudur, tartışmak da gerekir.  “İki ağaç + iki ağaç = dört ağaç” ya da, “Bu mavi, bu yeşil, bu kırmızı” anlatımındaki bir kitap, bilişsel gelişime hizmet edebilir, ancak böyle bir kitabın yazınsallıkla elbette ilgisi yoktur. Yani yazılı her metin, edebiyat değildir, olamaz da...

Uzak dağların kıyısında, maviyi çok seven küçük bir ağaç varmış. Bütün gün mavi gökyüzünü seyreder, mavi denize bakarmış.  Onların rengine özenir, “Ah, ben de bir gün mavi yaprak açsam!” dermiş.  

Ağacın kabuğuna yuva yapan tırtıllar, “Ama biz yeşil yaprakları çok severiz. Mavi yaprak hiç hayatımızda duymadık, yemeyiz.” demişler. 

“Mavi yaprak ha?” demiş dallara konan kuşlar şaşkınlıkla. “Bunca ülke gezdik, her yeri dolaştık, ama bugüne kadar hiç mavi ağaç görmedik! Ağaçların yaprakları hep yeşil olur!”

“Her zaman değil!” diye atılmış tırtıllar. “Sonbaharda yapraklar kuruyup birazcık sarı, birazcık da kırmızı olur! Ama evet, asla mavi olmaz!”

Oysa küçük ağaç kararını vermiş bile... Yaklaşan ilkbaharda, mutlaka mavi yaprak açacakmış.

Kış bitmiş, ilkbahar gelmiş. Küçük ağaç, ilk yaprağını hazırlamış... Derken...

Küçük ağaç mavi yaprak açabilecek mi dersiniz? Merak ediyorum, çünkü öykünün gerisini yazmadığım için ben de bilmiyorum...

Sorunuzu örnekle yanıtlama amacıyla kısa bir zaman aralığına sığıştırılmış olan bu minik, yarım öykü, okulöncesi çocuklara birkaç paragraf içinde, mevsim ve renk bilincinin de ötesinde, derin ve zengin açılımlar verebilir; yalnızca bilişsel ya da dil gelişimine değil, kişilik ve toplumsal gelişimlerine de katkıda bulunur.

Yapraklar neden yeşildir? Deniz ve gökyüzü neden mavidir? Kuşlar neden çok ülke gezerler? Sonbaharda yaprakların rengi neden değişir? İlkbahar öncesi ağaçlar neden yaprak açar? Tırtıllar nerde yaşar, neler yerler? Kıştan sonra hangi mevsim gelir? Kışın neden ağacın yaprakları yoktur? Tırtıl, kuş ve ağaç arkadaş olabilirler mi? Arkadaşlık nedir? Başkalarına özenmek doğru mudur? Gerçekler değiştirilebilir mi? Doğru bildiğimiz şeylerin farklı yanıtları da olabilir mi?  Sevmek, sahip olmak mı demektir?

Ve biz de, maviyi seven ağaç gibi gerçeklerin çok ötesine taşıyabilir miyiz düşlerimizi? Düşünceler özgür olabilir mi?

Bir metin, okuruna ya da dinleyicisine onlarca soru sordurmalı, yüzlercesini üretmeye de yol açabilmelidir.

Aslında neyin edebiyat,  neyin yazım klavuzundan hallice olduğunun ayrımını duygusal sezişle yapabilirim de, kriterlerini sıralayabilecek  yetkinliğe sahip değilim. Belki bu noktada, Sayın Sedat Sever’in “Çocuk Edebiyatı” adlı kitabının önerilmesi yararlı olur.

4. Yukarıdaki soruyla bağlantılı olarak masallar eğitici olmalı mıdır?

Masalların eğiticiliği ya da hiçbir eğitici yanı olmaması, tamamen dinleyenin ya da okuyanın algılama  sınırlarına dayanır. Verileni almayan, anlatılanın gerisindekini sezemeyen için zaten hiçbir zaman hiçbir yerde eğiticilik yoktur.

Bence bu soruyu açabilmek için, önce eğiticilikten ne anladığımızı saptamalıyız. Eğitmek, okul müfredatıyla koşut çizgide bilgilerin aktarımıysa eğer, hayır, çocuk yazınının hiçbir türünde kesinlikle eğiticilik olmamalıdır. Tarih, coğrafya, Türkçe, matematik kitapları zaten var; eğitim için onlar okunabilir. Bu ders kitaplarına birer edebiyat eseri gözüyle bakmak mümkün mü?

Öte yandan, masalları ya da öyküleri, eğiticilikten tamamen soyutlamak da olanaksızdır. Belli bir coğrafyada, belli bir tarih içinde, belli karakterlerin çevresinde geçer anlatılar.  Kahramanlar, bir sorunun çözümünü, matematik verileriyle, fizik kurallarıyla çözebilir. Karakterlerin davranışları, psikolojinin, felsefenin kuramlarını  sezdirebilir. Kitaplarda eğiticilik olmayacak diyerek, okurun ya da dinleyenin anlayıp biriktireceği ve yaşamı içinde gerektiğinde sentezleyip kullanabileceği ne varsa ayıklayıp,  yalnızca edebiyat yapmak adına birbirinden güzel ve uyumlu sözcüklerin art arda sıralanmasıyla edebiyat olmaz; belki olur, ben bilmiyorum. Kriter sıralamasında sınıfta kalabilirim; yaşamda seçimlerim yalnızca duyarlılığa ve sezinlemeye dayalıdır.



Aytül Akal

© Copyright 2011. Aytül AKAL

Tüm Hakları Saklıdır.

All rights reserved

 

aytulakal.com, bağımsız, kişisel web sitesidir. Bu sitenin içeriği, yazılı izin alınmadıkça hiç bir şekilde kullanılamaz.

 

 

Yabancı Yayıncılarım

Not: Amazon.com yurtdışında yayımlanan kitaplar için kaynak olarak kullanılabilir.