En Yeni Kitaplarım

cok-uslu_yaramazlar-1
cok_uslu_yaramazlar_2
koku_delisi-3
miymiy-teyze-5a
miymiy_teyze-3a
miymiy_teyze-4a
renk_delisi-2
ses-delisi
sozvermistinanne
sozvermistinbaba
tak_tak_tak-sans_geldi

İzmir Plus Dergisi - 2004 - Sayfa: 2

Article Index
İzmir Plus Dergisi - 2004
Sayfa: 2
Sayfa: 3
All Pages

 

Yine de... İlk çocuk kitabım olan Geceyi Sevmeyen Çocuk ve daha sonra yazdığım onlarca masalı yeniden yazacak olsam, ilginç değil mi ki, aynısını yazardım. Bazen kitaplarımdan birinden tırnak içinde alıntı yapıldığında, yanlışlıkla bir sözcüğün değişmiş olduğunu ya da farklı bir anlam yüklendiğini derhal fark ederim.  Neyi, niçin yazdığımı, hangi sözcüğü niye seçtiğimi, çok iyi biliyorum çünkü.

Geriye dönüp baktığımda, 100’e yaklaşan kitabım içinde, anlamsal, kurgusal ve dil açısından değiştirmeyi düşüneceğim hiçbir şey yoktur.  Eksik ya da yanlış yapmadım; ne yaptıysam, aynısını yaparım.

Sanırım kitaplarımın bu sağlamlığı, yazmaya bunca tutkunluğuma rağmen, bir sözcüğün bile gereksiz kullanılmadığı duru metinlere ulaşana kadar kendimi hazırlayarak ilk çocuk kitabımı 39 yaşında yayımlamış olmamın bana verdiği bir armağandır... 

4-  Cumhuriyet’te beş yıl çocuk kitabı tanıtımı ve eleştirisi yaptınız. Fakat uzun bir süredir, eleştiri yazılarınızı okuyamıyoruz. Çocuk kitapları eleştirisinin bunca boşlukta olduğu bir dönemde bu birikiminizi paylaşmamanız neden?

Birçok nedeni var, keşke bir neden olsa; belki baş edebilirdim...

Öncelikle, çoğu yazarın kitaplarıyla ilgili gerçekleri dinlemek gibi bir amaçlarının olmadığını keşfettim. Her yazar, kendilerine hayranlık duyulmasını bekliyor.  Bunun ötesi, düş kırıklığı...

Bir kitabı okuduğunuzda, içinizde bir coşku yaratması, sizi bulutlara taşıması, hayaller kurdurması gerekmez mi?  “Sanat”ın işlevi bu zaten!  Bir tabloya baktığınızda, bir konçerto dinlediğinizde, bir film izlediğinizde, içinize coşkunun ateşi düşmeli, yeni bir şeyler yaratmanın, yaşama ve dünyaya sizden bir parça katmanın peşine düşebilmelisiniz.

Çocuk kitaplarının işlevi de, insanı yaratıcılığa yönlendiren bu sanatsal coşkunun,  çocuk okurların yüreklerine düşürülmesi olmalıydı.  Oysa, kendi çocuklarım bile, “Anne, bunları okuya okuya kuruyacaksın,” diye benimle şakalaşırken –ki bazı paragrafları yüksek sesle okuyarak onlarla paylaşırdım-, söylediklerinde gerçek payının olabileceğini beş yıl boyunca fark edememiştim.  Okuduğum kitapların büyük bir bölümü, beni çocuk okurlar adına üzüntüye boğuyordu...

Çocuk yazınının amaçsızlar, başıboşlar bir yana, zararlı otlardan ayıklanıp zenginleştirilmesi adına eleştirel bakışı taşıdığım süreçte, nerdeyse hiçbir şeyi tadıyla okuyamaz oldum. Durmadan her cümlede takıldım, okurken sözcükleri değiştirdim, eksik harfleri tamamladım, olmayan virgülleri, unutulan baş harfleri düzelttim. Aslında bu sürecin, beni mükemmel bir editöre dönüştürdüğünün farkındayım.  Ama editörlük yapmak gibi bir amacım zaten yoktu.  Tek beklentim, sizin “Mavi Zamanlar” adlı romanınız  ya da Ay şiirleriniz gibi, olağanüstü dosyalara daha sık rastlayabilmekti.  Çocuklar adına mutlu olmak istiyordum; ben de bir çocuktum çünkü...

Belki de bunların hepsi bahane... İhtiyacım olan tek şey, “değişim”di.  Eleştiri sayfası editörlüğünü beş yıl boyunca yaptım; artık yeni ufukların heyecanı ve sabırsızlığı içindeydim.

Sayfa, şimdi genç ve coşkulu bir elde.  Nilay Yılmaz, bu işi çok işi başarıyor; çoğalarak sürdüreceğine de inanıyorum.  Ben ise, yeni keşifler için, beni başka gezegenlere götürecek uçan dairelerin peşindeyim...

5-  Çocuk edebiyatına doksandan fazla özgün eser kazandırmış biri olarak, sanat yapıtının kendi varlıksallığı ile yaşamaktan çok, okur tarafından anlamlandırıldığına inanıyor musunuz? Eğer buna inanıyorsanız, kent ölçeğinde farklı bir çocukluk yaşayan miniklerle, kasabada yetişen bir çocuğun  alımlaması farklı mı oluyor eserlerinizi?

Geceyi Sevmeyen Çocuk ve Canı Sıkılan Çocuk adlı 64 sayfa baştan  sona renkli ve ciltli kitapları hazırladığımda, bu konuyu çok düşündüm... Benim kentli çocukların beklenti ve yaşam alışkanlıklarını besleyecek düzeydeki masallarım, köylerde yaşayan çocuklar tarafından da algılanacak mıydı? 

Trabzon’un bir dağ köyünde görev yapan bir öğretmenden geldi yanıt.  Televizyon seyreden çocukların kente dair her şeyi bildiğini, her şeyi öğrendiğini, onların zaten bildiği şeyleri kitaplarda gizlemenin onlara saygısızlık olacağını söyledi bana. Kentli çocuklar için ayrı, köyde yaşayan çocuklar için ayrı televizyon kanalları olmadığına göre... Kitaplarda böyle bir ayrımcılık yapmak, doğru muydu? Üstelik televizyonda gördükleri filmlerdeki yaşantılar, reklâmlarda izledikler nesneler onca uzakken çocuğa, eğer bir kitabım rastlantıyla o köye girmişse, çocuklar bunu kucaklayıp sahip çıkabiliyorlarsa, inanıyorum ki, o kitaptan belleklerine, yüreklerine alabilecekleri de pek çok şey vardır o çocukların... 

Algılama derecelerine gelince... Ben yazar olarak, okurlara bir imge sunarım; bir renk, bir duyum... Bunu nasıl algılamak istediğini okurun kendisi seçer; bu, benim müdahale sınırlarım içinde değildir; ben böyle görüyorum.  Okur algılama ve algıladığını yaşama yansıtma boyutunda, özgürdür.

İki kardeş arasında bile algı farkı varken, yaşama bakışları, algılayışları ve yaşama yansıyışları farklıyken, kitapları, köy ya da kentli çocuk için diye ayırıp, çocukların olası algı farklılıklarına dayanarak değerlendirmek hem kitaplara, hem çocuk okurlara haksızlık olur.

Sanatın izleyici/okuyucu/seyircisine bıraktığı izin hacmi ve yoğunluğu, elbette herkeste farklıdır; çünkü hepimiz farklıyız. Zaten öyle de olmalı ki renkler hep var olsun...  

6-  Kitaplarınızdaki ortak payda estetik değerlerin mutlaklığı. Türkiye’de ve Dünya’da çocuk kitaplarında estetik anlayış farklı mı? 

Of, bu çok zor bir soru.  Hız ya da yaş problemi bile sorsanız, daha kolay çözerdim J...

90’lı yılları hatırlar mısınız?  Kitapçılara girip neler bulurdunuz?  Şimdi neler bulabilirsiniz...  90’dan öncesini ise hiç düşünmek bile istemiyorum –ki o dönem, benim kendi çocuklarım için kitap seçmek üzere kitapçılarda saatlerce zaman harcadığım, ama beklentime uygun bir kitapla eve dönemediğim günlerdi... 

Kitap basmak ve satmak, ticari bir faaliyet. İnsanlar bu işe, para kazanmak için giriyorlar, haliyle. Eğer “estetik anlayış” denen sanatsal bakış, ticari malın maliyetini arttıracaksa, kim ona elini değdirmek ister ki?

Bu anlayışla basıldı kitaplar uzun yıllar boyunca.  Çocuklar, ucuzluğu ya da kabının çekiciliğiyle kandırılıp, cebinden harçlığının kolayca alınabileceği kolay müşteriler olarak görüldü.  Çocuğun müşteri olamadığı yerlerde, “aracı”lar –her kimlerse!- pazarlamaya dahil ediliyordu...

Ben İzmir Amerikan’da okudum.  Okul kitaplığımızdaki yabancı kitapların estetik boyutu, olası ki bende her zaman var olduğuna inandığım sanatsal anlayışın gelişmesindeki tek etkendir.  Okul kitaplığındaki kitapların çoğunun ciltli olması da, pahalı olmasına rağmen Geceyi Sevmeyen Çocuk serisinin ciltli olması konusunda ısrarcı oluşumun nedeniydi.

Estetik boyutu en iyi değerlendirebilen, okurun kendisidir.  Bir tabak elma ya da şeftali içinde, bir çocuk, sizce hangisini seçip alır?  İlle de çürüğünü almak isteyen olur mu gerçekten?  En güzeli seçmek, içgüdüseldir; bu anlayışı geliştirmek ya da iğdiş etmek ise, biz sanatçıların elinde...

Belki de “sanatçı” sözcüğünü, yıllar önce, aslında sanatsal alanda hiçbir yaratıcılık göstermediği halde kendisine sanatçı diyen bir kesime kaptırmış olduğumuzdandır, ülkemizde,  yaratıcılığın estetik boyutunu göz ardı edişimiz...



Aytül Akal

© Copyright 2011. Aytül AKAL

Tüm Hakları Saklıdır.

All rights reserved

 

aytulakal.com, bağımsız, kişisel web sitesidir. Bu sitenin içeriği, yazılı izin alınmadıkça hiç bir şekilde kullanılamaz.

 

 

Yabancı Yayıncılarım

Not: Amazon.com yurtdışında yayımlanan kitaplar için kaynak olarak kullanılabilir.